I wrote this article last year. He’s Canadian Singer. I discovered him with “Powder Blue” movie. One day, he will be very famed singer. I like his sound.

Müzikte tek eksiğim opera diyen Doğuş’un aksine Kuba Oms’un kendisiyle ilgili hiç de bu kadar büyük bir iddiası yok. Yavaş ama emin adımlarla müzikal kariyerinde ilerleyen bir adam. Onu geçenlerde izlediğim, yönetmenliğini Timothy Linh Bui’nin yaptığı, başrollerinde Jessica Biel ve Forest Whitaker’ın oynadığı “Powder Blue” filmini izledikten sonra, filmin iyi müzik seçimlerine hayran olup soundtackini dinlememle beraber keşfettim. “Never Meant to Hurt You” isimli parçası albümün en dikkat çeken parçalarındandı ve filmin hikayesine paralel bir öykü anlatıyordu. İnternette kendisiyle ve müzikal geçmişiyle ilgili araştırma yaptığımda çok şaşırdım. Last Fm’de, parçaları sadece 3894 kez skroplanmıştı. Böyle bir yeteneğin az bilinmesi gerçekten üzücü. Kendi sitesindeki biyografisi ve bunun kopyaları dışında kendisiyle ilgili bilgi yok. Hatta yaşı bile muamma. Hakkında Türkçe kaynaklı tek bir haber yok, bu yazı onunla ilgili ilk Türkçe metin olma özelliği taşımakta.

Kendisi 3. nesil Kanadalı ve Victoria doğumlu. İskoç bir anne ile Hindistanlı bir babanın çocuğu. Çocukken babasını ve amcasını gitar çalarken çok dinlemiş. 15 yaşına geldiğinde ise okulda ve şenliklerde klasikleri yorumlayarak müzik kariyerine başlamış. İyi bir tenis oyuncusu olduğu ve önemli bir üniversiteden burs kazandığı halde tüm cazip teklifleri reddedip kendisini tamamen müziğe teslim etmiş. “Souled Out” isimli grupla yoluna devam eden Kuba, Marvin Gaye, Otis Redding, Steve Wonder gibi efsane isimlerin klasikleşmiş soul parçalarını kendine has tarzıyla yorumlamış. O günler aklına geldiğinde ise,bir parçanın nasıl söyleneceğini tam olarak o günlerde öğrendim diyor.

70’lerin soul, funk, rock’n roll esintilerini taşıyan “How Much Time” isimli albümü uzun zaman önce dinleyicileri ile buluştu. 15 parçalık albümün çıkış parçası “Never Meant to Hurt You” ilk aşkıyla arasında kapanmayan mesafenin öyküsünü anlatmakta. Bu parçayla, 2005 yılında Kanada’da düzenlenen müzik yarışmasında en iyi söz yazarı ödülünü kazandı. Ayrıca, bu parçaya çok da güzel bir klip çekilmiş. L.A nehrinde çekilen klipte, parçanın kaydı klip çekilirken alınmış. Dağınık saçları, salaşlığı, kısacık boyu ve converseleriyle pek bir samimi pek bir içten söylüyor parçasını. Gitarının üstüne siyah elektrik bandıyla yapıştırılmış gibi duran “K” harfi ve pembe gitar askısı klipte kendisine eşlik etmekte. Diğer bir parçası “Beautiful Uncertainly”de risk almak ve hayatı doyasıya yaşamaktan korkmamaktan bahsediyor. “This Heaven” parçası ise Craig Kelly’nin filmi “Let it Ride” için yazılmış. Film, 2007 Utah X-Dance Film Festival’nde en iyi soundtrack ödülü almış. Bu kadar başarının ardından Kuba, birden bire ortadan kaybolmuş. Yeniden hayata döndüğünde ise aşık olduğunu ve akabinde gelen olayları ortadan kaybolma nedeni olarak açıklamış. Bu deneyim, albümünün çıkış sürecini hızlandırmış, “Ride On, Miss You So Bad, Whatever Tomorrow Brings, Everyday Goes By” isimli parçalarını aşk acısıyla harmanlayarak yazmış. Küçücük bir kalp acısının insana tüm bunları yaptırması çok komik diyerek açıklıyor ve gülüyor. Albümle aynı ismi taşıyan “How Much Time” parçası albümün en güzel parçalarından biri. Hayatın çok kısa olduğunu ve daha fazla boşa zaman harcamanın gereksiz olduğunu vurgulayarak hayatı doyasıya yaşamak istediğini söylüyor. Belki de geçmişte kafasını yorduğu sorunlara artık takılı kalmak istemiyor. Albümündeki her parça birbirinden güzel, tekrar tekrar dinlendiğinde insan her seferinde farklı şeyler yakalıyor. Günümüzde, meta haline gelmiş müzik ve müzisyenlerin aksine içinde duygu ve sahibinin deneyimlerini barındıran samimi bir albüm. Geçmişiyle yüzleşiyor, duygularını, aşkını sakınmadan söylüyor. Albümünü yıllarca sıkılmadan dinleyeceğim bu adamın kariyerinin merakla takibinde olacağım.

Advertisements