Belgesel yönetmeni ve “sokak fotoğrafçısı” Hande Zerkin, MODE İstanbul’un davetiyle Doc Next gösterimleri kapsamında IDFA 2012’ye katıldı. 

Hande, MODE İstanbul’un Şubat ayında düzenlediği “İzmir’in Yerel Kahramanları” konulu yaratıcı belgesel atölyesinde tamamlanan ve Doc Next Network‘ün IDFA 2012 kapsamında gösterdiği filmlerden biri olan Demledik, Çökmesini Bekliyoruz adlı filmin yönetmenlerinden biri. Aynı zamanda MODE İstanbul’un “Facilitator (Yürütücü)” olarak katıldığı North Aegean Narratives (Kuzey Ege Hikayeler) projesi kapsamında “I Missed the Bus” adlı kısa belgesel filmi tamamladı.

Hande, IDFA 2012 sırasında sorularımızı yanıtladı…

Merhaba, bize biraz kendinden bahseder misin?

1984 yılında İzmir’de doğdum. Çocukluğum ve gençlik yıllarım Karşıyaka’da geçti. 2004 yılında Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi, Radyo TV Sinema Bölümü’nde, sinema ve fotoğrafçılık yolculuğuma başladım. İlk kısa filmimi 2007 yılında çektim, aynı yıl ilk dijital fotoğraf makinemi alarak fotoğraf çekmeye başladım. O günden sonra da, fotoğraf ve sinema bir meslekten öte benim için bir tutkuya dönüştü. Şu an, Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Enstitüsü Film Tasarımı Bölümü’nde yüksek lisans tezim üzerinde çalışmaktayım. Ayrıca kısa film, belgesel, müzik videoları ve dijital/analog fotoğrafçılık çalışmalarımı sürdürmekteyim.

Film çekmeye olan ilgin ne zaman ve nasıl başladı?

Filme olan ilgim, üniversite yıllarında başladı. Sinema dersleri almaya başladıkça, sinema tarihinin önemli filmlerini izleyip kitapları okumaya devam ettikçe, kendi hikayelerimi anlatmam için film yapmanın doğru bir yöntem olduğuna karar verdim. Zaten kendi öykülerimi de yazıyordum. Tek yapmam gereken onları görsel bir dille anlatmanın yollarını keşfetmekti.

Özellikle belgesel alanında mı çalışıyorsun?

Şu an tamamıyla belgesel türünde çalışmak istediğimi söyleyebilirim. İlk denemelerim, kurmaca ve kısa film alanında olmuştu. Kurmaca hikayeler üzerine düşünmek, karakterler yaratmak ve çatışmalar kurmak size kendinizi olabildiğince özgür hissettiriyor. Her şey sizin kontrolünüzde. Ama belgesel çok daha farklı ve samimi geliyor bana. Hikayeleriniz yaşam içinden, karakterleriniz gerçek ve olabildiğince orijinal. Çekilmiş görüntüler üzerine bir hikaye yazmak, hikayelerinizi tümüyle görsel bir dil üzerine oluşturmak ve bunu yaparken de tüm olasılıklara açık olmak… Karakterlerinizi kamera karşısına oturtup konuşturmak yerine yapılabilecek bir sürü yaratıcı yöntem keşfedebilirsiniz. Ve en önemlisi sokaklarda, hayatın içinde, hayatla etkileşim halinde olmak. Bunlar kendimi belgesele daha yakın hissetmeme yol açıyor.

MODE İstanbul’la tanışıklığın nasıl oldu? 

MODE İstanbul’la, 2012 yıl başlarında düzenledikleri “İzmir’in Yerel Kahramanları” konulu yaratıcı belgesel atölyesinde tanıştım. Benim için çok verimli ve ilham verici bir atölye oldu. Birbirinden yaratıcı on altı belgesel sanatçısı olarak, çok değerli eğitmenler ile çalışma fırsatı yakaladık. Konu belirleme, çekim ve kurgu süresinde çok kısa bir zaman diliminde bir hikaye oluşturma fikri, sizi daha yaratıcı olmaya sevk ediyor. Daha hızlı düşünüp doğru kararlar vermek, doğru soruları sormak ve doğru görüntüleri kaydetmek konusunda farklı bakış açıları geliştirmeye başlıyorsunuz.

Demledik, Çökmesini Bekliyoruz filminin hikayesi nedir? Bu hikaye nasıl doğdu, kısaca anlatabilir misin?



Demledik, Çökmesini Bekliyoruz
, İzmir’in Alsancak semtinde kırk senedir çay ocağı işleten Refik Amca’nın hikayesi. Refik Amca’nın çay ocağı farklıdır, çayı her zaman sıcak ve lezzetlidir. Alsancak’ın temiz, sterilize ve izole dükkanları, kafeleri arasında onu fark etmek zordur ki eğer görmesini biliyorsanız size sıcak ve lezzetli çayın yanında sundukları çok daha keyiflidir.

Refik Amca’nın çay ocağında şık masalar yok, plastik tabureler var. Tanımadığınız bir kişiyle yan yana oturabilir hatta onunla sohbet etmeye başlayabilirsiniz. Bu sizi hiç de rahatsız etmez, çünkü orada herkes samimidir, Refik Amca’nın çayı gibi sıcacıktır. Biz de ekip olarak bu yüzden Refik Amca’nın mekanını belgesel yapmaya karar verdik.

Fikrin sahibi ise ekip arkadaşım Gülgün Dedeçam. Dört kişilik bir ekiptik, herkesin proje ile ilgili kaydetmek istediği kendi kahramanı vardı. Ama Gülgün bize Refik Amca’dan bahsedince itiraz etmeden kabul ettik. Çekimlere çok erken bir saatte başladık, Şubat ayıydı ve İzmir’in en soğuk günlerinden biriydi. Ve o gün şansımıza tüm gün İzmir’e kar yağdı. Belgeselimiz çayın, karın ve İzmir insanlarının olduğu sıcacık bir hikayeye dönüştü.

MODE İstanbul’un ‘Facilitator’ (Yürütücü) olarak dahil olduğu North Agean Narratives (Kuzey Ege Hikayeleri) projesi için de bir kısa belgesel film çektin. Bu nasıl bir çalışma oldu?

North Aegean Narratives projem sokak yazıları ve grafitiler hakkında. İsmi “I missed the Bus”. Belgeselimin ismini koyarken, belgeselin içinde de röportajı olan Alex Martinez’in aynı isimli grafitisinden esinlendim.

Midilli’ye gittiğimde dikkatimi ilk çeken duvarların çoğunun stencil’ler, grafitiler ve yazılarla kaplı oluşuydu. Sokak sanatlarına ayrı bir ilgim var, aslında sokaklarda hayatın içinde olan her şey için geçerli bu. Daha önce İzmir’deki hiphop kültürü ile ilgili bir belgesel yapmıştım. Zaten bu kültüre ve içindeki insanlara yabancı değilim. O yüzden hiç tereddüt etmeden, adadaki grafitileri ve sahiplerini araştırmaya başladım. Onlarla konuşup duvar yazılarının anlamlarını öğrendikçe de düşündüm. Yazılar da sanatçılar da o kadar provakatifti ki. Niye biz Türkiye’de duvarlarda böyle yazılar göremiyorduk? Neden korkuyorduk? Bizim de burada sorunlarımız var: ekonomik, politik, sosyal… Ana sorunum bu oldu ve cevabının peşine düştüm. İki yakadan da çok etkileyici cevaplar aldım. Bu cevaplar üzerinden aslında sokakları, insanları anlattığımı fark ettim.

IDFA 2012 gibi Uluslararası alanda filmlerinin gösterilmesi senin için ne ifade ediyor?

Çok heyecan verici. Belgesel denildiği zaman aklıma gelen ilk festival IDFA. Filmimin orada gösterilecek olması beni gelecek projeler için motive ediyor. Ayrıca doğru bir yolda ilerlediğimi gösteriyor.

IDFA 2012′den izlenimlerini bizimle paylaşır mısın?

Katıldığım ilk uluslararası festival IDFA oldu. Farklı ülke yapımlarını izlemek, farklı ülkelerden yönetmenlerle tanışıp sohbet etmek ilham verici bir süreç oldu benim için. İzlediğim her film, gördüğüm her kare, tanık olduğum her hikaye, benim için bilindik olan ya da sıradanlaşmış anlara farklı bir şekilde bakmama olanak verdi.

O kadar çok farklı seçenek ve kaliteli belgesel vardı ki seçmekte zorlandım diyebilirim. Seyrettiklerim içinden beni en çok etkileyen üç film; Karima Zoubir’in Camera/Woman’ı, Leon Siminiani’nin Map’i ve Kimmo Koskela’nın Soundbreaker’ı oldu.

Peki, gelecekteki projelerin nelerdir?

Şu an “I missed the Bus”ın 15-20 dakikalık versiyonu üzerine çalışıyorum. Planım 1-2 ay içinde bu versiyonu bitirip filmi festivallere göndermek ve daha fazla insana ulaşmasını sağlamak. Genç sokak sanatçılarının sokak sanatı üzerinden dünya görüşlerini belgesel film takipçileri ile paylaşmak.

Belgesel sinemanın yanında fotoğrafçılık üzerine de çalışıyorum. Belgesel fotoğrafçılığın yan dalı olarak değerlendirilebilecek “Sokak Fotoğrafçılığı” üzerine projeler üretiyorum. Fotoğraf çekerken hem analog hem dijital makine kullanıyorum. Bu sene içindeki planlarımdan biri “Lubitel 2” fotoğraf makinemle çektiğim orta format fotoğraflardan oluşan bir fotoğraf sergisi açmak. Ayrıca, birkaç fotoğrafçı arkadaşımla gelecekte açacağımız fotoğraf sergileri hakkında proje tasarlama sürecindeyiz.

North Aegean Narratives projesinde beraber çalıştığım arkadaşlarımdan biri olan Gözde Efe ile şu an uzun metraj bir belgesel projesi üzerinde çalışıyoruz. Belgeselimizin adı “Bağ”; İzmir’in Buca semtinde, son yeşil alanlardan birinde yaşamını sürdürmek isteyen Mümin Şavklı hakkında. Şu an araştırma ve çekim sürecindeyiz.

Bunların dışında görüntü yönetmeni ve kameraman olarak çalıştığım projeler oluyor. Bu sene içinde belgesel yönetmeni olan arkadaşım Metin Akdemir’in “TRT Annemin Belgeselini İstedi” isimli projesinde görüntü yönetmenliği yaptım. Şu an o projenin kurgu aşamasındayız.

Sürekli olarak güncellediğim, fotoğraf albümlerimin ve bloğumun olduğu kişisel web sitemi yayına açtım. Gelecek projelerimle ilgili bilgileri, katıldığım festivalleri ve fotoğraf sergileri hakkındaki bilgileri düzenli olarak paylaşıyorum. Merak edenler www.handezerkin.com‘dan takip edebilirler.

Son olarak, genç medya sanatçıları için tavsiyelerin nelerdir?

Teknolojinin bizi böylesine kuşattığı günümüzde, hayatın gerçekliğinden kopmadan yaşamaya devam etmek oldukça güç. İzole olmamak, yaşamla ve insanlarla etkileşim halinde her türlü olasılığa açık olmak gerekiyor. Seyahat etmek, insanlarla tanışmak size yeni ufuklar açıyor, bakış açınızı değiştiriyor. Tabii ki yapılmış diğer örnekleri izlemek, araştırmak, okumak biz belgesel üzerinde çalışan medya sanatçıları için çok önemli.

Teşekkürler.

Ben teşekkür ederim.

http://modeistanbul.org/2012/11/26/hande-zerkin-mode-istanbulun-davetiyle-idfa-2012deydi/

Advertisements