karakopek
Kara köpek kapkaraydı. Burnu hatta gözleri bile. Sadece aklarını görebilirdiniz. Eğer siyah bir duvarın önünde duruyorsa. Karanlığı severdi, karaydı, siyahtı. Hep gölgelerde dolaşırdı. Apartman gölgeleri, arabaların gölgeleri… Genellikle geceleri dolanırdı sokaklarda. Rahatça, gizlenmeden.  Kimse olmazdı sokaklarda. Kimse onu rahatsız etmezdi ya da süzmezdi yargılayıcı bakışlarla.
 
Zaten gündüzlerini de sevmezdi. Griydi her şey. Apartmanlar, insanlar hatta diğer köpekler. Her şey çok benzerdi. İleride bir park vardı. Yemyeşil diyordu insanlar ama o hiç görmemişti o yeşilliği. Park da griydi, tıpkı insanlar gibi.
 
Bir gün hiç olmayan bir şey oldu. Kar yağdı şehre. O kadar hoşuna gitmişti ki. İşte o zaman kendinde gün ışığına çıkacak cesareti buldu. Her yer bembeyaz, ışıl ışıl ve kusursuzdu. Önce burnunu çıkardı karton kutusundan, sonra başının tamamını. 
 
Gözleri kamaştı karın yansıttığı gün ışığı karşısında. Büyülenmiş gibiydi. Beyazı görünce koşma isteği uyandı içinde. İçgüdüleri miydi bunu söyleyen? Yoksa bir daha kar yağmayacağı ihtimalini bilmenin vermiş olduğu kaygı mı?
 
Bilmeden koştu, düşünmeden parka doğru. Kulakları deli gibi sallanıyordu, burnundan nefesinin havaya karıştığını gördü.
 
İlk kez.
 
Her yer bembeyazdı. Arabalar, ağaçlar, çatılar. Şehir renklenmişti sanki onun için. Arkasında bıraktığı sadece havalanan kar taneleri ve patilerinin izleriydi.

Siyah tüyleri kış güneşinde parlıyordu. O kusursuzdu.