Hande Zerkin

6gendergi-sokak-fotografciligi-hz00

Hande Zerkin

Hüzünleniyorum,

Yürüdükçe, yalnız, kendi haline bırakılmış sokaklar, evler keşfettikçe. Onlar da yaşıyordu çünkü bizimle beraber yaşadılar, yaşlandılar. Şimdiyse, boyaları döküldüğü, camları kırıldığı, eskidikleri ve bize uyum sağlayamadıkları için terk ediliyorlar; tıpkı insanlar gibi.

Kapıları açıyorum, içeriye giriyorum, keskin bir küf kokusu çarpıyor burnuma.

Odaları dolaşmaya başlıyorum birer birer, tahtalar gıcırdıyor. Hafif bir korku sarıyor içimi kırılır da düşerim diye. Diğer odaya geçiyorum, demir kepenklerden hafif bir ışık sızıyor.
Odanın ortasında tanınmayacak hale gelmiş bir çekyat yan yatmış duruyor öylece. Odanın diğer odaya açılan kapısına bir battaniye gerilmiş, korkarak açmaya çalışıyorum. Sonra bırakıyorum, belli ki diğer tarafta birileri yaşıyor. Benim olduğum taraf diğer evlerle birleşiyor. Yarısı yanmış, yarısı yıkılmış, tavanlar çökmüş, evlerin içinden ağaçlar fışkırmış. Bir ara çocuklar geçiyor koşarak yanımdan, nereye gittiklerini merak ediyorum, peşlerine takılıyorum. Başka bir Rum evine giriyorum. Yine boş, yine terk edilmiş.

Yukarılardan insan sesleri geliyor, çıkıp bakmaya cesaret edemiyorum. Sanki hayaletler geziyor içlerinde. Duvarlara dokunuyorum, sıvaları dökülmüş ama üzerlerinde hala belli belirsiz boya kalıntıları var. Renkler o kadar göz alıcı ki. Makinenin görüntülediğinden daha güzel, daha canlı. Kendilerine çağırıyorlar, bizimle kal der gibiler. Zaten ben de hep onları arıyorum.

Gün gelecek hepsi yıkılacak belki kendiliğinden, belki yerlerine yeni ve kusursuz apartmanlar yapılsın diye. İşte o zaman geriye dönüp kendime “burada eskiden ne vardı?” sorusunu sorduğumda, soruma iç rahatlığıyla cevap verebilmek istiyorum çünkü onlar kayıt altına alınmayı hak ediyorlar.

Sanırım benim fotoğraf ile olan yolculuğumu anlatan cümleler bunlar.

Daha çok İzmir’in unutulmuş, görülmek istemeyen, görmezden gelinen yerlerini fotoğraflamayı seviyorum. Ya da belki de birçok kişi görüyor oraları ama bakmayı bilmiyor, bilemiyorum. Çoğunlukla terk edilmiş evleri, fabrikaları, ıssız sokakları fotoğraflıyorum. İnsanlardan çok onların geride bıraktıkları nesneleri – arabaları, sandalyeleri, dolapları belki kapıları- arıyor gözlerim.

Bunların dışında şehirleri ve sokaklarını fotoğraflamayı seviyorum. Hayat sokaklarda bu yüzden ben de sokaklarda olmalıyım. Yürüyorum bol bol, ziyaret ettiğim şehirlerde de aynısını yapıyorum. Gördüğüm, ilgimi çeken her sokaktan kafamı uzatıyorum “acaba ileride ne var?” diye. Bazen çok şaşırtıcı kareler çıkıyor ya da insanlar. Bazen oturduğum bir kafede, ışığın betona vurduğunu fark ediyorum, geçenlerin ayaklarını izlemeye başlıyorum. Gittiğim her yerde bu merakı taze tutmaya çalışıyorum, bazen tüm gün yürüyorum.

Şimdiye kadar çekim yaptığım yerler arasında İzmir, İstanbul, Ankara, Midilli, Brüksel, Amsterdam, Budapeşte, Paris var. Bu sene içerisinde çektiğim sokak fotoğraflarından oluşan ilk kişisel sergimi açmayı planlıyorum. Ayrıca şu an İzmir’de Sokak Fotoğrafçılığı üzerine çalışan arkadaşlarımla beraber karma bir sergi açma hazırlığındayız. Dijital fotoğraf makinesinin yanında, analog fotoğraf makineleri ile de çekim yapıyorum. Yaklaşık üç senedir Lubitel 2 ile orta format çektiğim fotoğraflardan oluşan bir fotoğraf arşivim var. İlerleyen aylarda analog fotoğraf karelerinden oluşan ayrı bir sergi hazırlığım olacak. Fotoğrafçılığın yanı sıra asıl eğitimini aldığım alan sinema. Halen Midilli ve İzmir-İstanbul arasındaki sokak yazıları ve graffitileri konu alan belgeselim “I Missed the Bus” üzerine çalışıyorum. Bitirdiğim zaman, festivaller ve kısa film yarışmaları üzerinden izleyici ile paylaşacağım. Merak edenler daha ayrıntılı bilgiyi kişisel web sayfam üzerinden edinebilirler: http://www.handezerkin.com

Artık fotoğraf çekmek çok kolay, makinelere ve her türlü teknolojiye ulaşmak da. Bu durumun fotoğraf başta olmak üzere diğer sanat dallarına da bir bakıma zarar verdiğini düşünüyorum. Fotoğraf çekenlerin ve onu takip edenlerin algısı bu işin çok kolay bir şekilde yapılabildiği yönünde. Öncelikle bu yaratım sürecine kişi saygı duymalı. Dijitalin getirdiği sayısız poz çekme hakkını kullanmak yerine, karelerini düşünerek ya da kendisine “Ben ne görmek istiyorum?” sorusunu sorarak çekmeli. Olabildiğince çok örnek görmek de önemli, ben sürekli olarak internet üzerinden eski-yeni fotoğrafçıların portfolyolarını inceliyorum. Ayrıca sergileri takip etmenin ve müzelere gitmenin yarattığı ilham sürecini anlatmak imkansız. Tabii ki de bol bol yürümek gerekiyor, bunun için de iyi bir çift ayakkabı edinmek yapılabilecek en mantıklı şey.

http://www.6gendergi.com/sokak-fotografciligi-ozel-sayi-1/hande-zerkin/

Advertisements